Gazze artık sadece bir şehir değil…
Bir çocuğun yarım kalan oyuncağıdır Gazze…
Bir annenin suskun çığlığı, bir babanın çaresiz bakışı, enkaz altında kalan bir hayatın adıdır artık.
Dün televizyon ekranlarında izlediğimiz o görüntüler, bugün insanlığın aynası oldu. Yıkılmış evler, açlıktan ağlayan çocuklar, günlerdir temiz su bulamayan insanlar… Ve dünyanın büyük bir kısmı, tüm bunları sadece izlemekle yetindi. Kimi sustu, kimi görmezden geldi, kimi ise yaşanan acıları rakamlardan ibaret sandı.
Oysa her sayı bir candı…
Her enkazın altında bir hikâye vardı…
Her yetim kalan çocuğun gözlerinde, bu dünyanın kaybettiği vicdan saklıydı.
Şimdi aynı korku Lübnan’ın semalarında dolaşıyor. İnsanlar yine bavullarını değil, umutlarını topluyor. Bir liman arıyorlar… Güvende hissedecekleri bir kapı, bir merhamet eli, bir insan sesi…
Ama ne acıdır ki; bazı hayatlar dünyanın gözünde daha değerli görülüyor. Bazı mülteciler için sınırlar açılırken, bazıları için duvarlar yükseliyor. Bazı acılar manşet olurken, bazıları sessizce toprağa gömülüyor.
Belki de insanı en çok yaralayan şey budur:
Ölümlerin bile eşit olmaması…
Bugün Gazze’de bir çocuk annesiz uyuyor.
Bir başkası, ekmek yerine korkuyla büyüyor.
Ve bizler hâlâ hangi tarafın haklı olduğunu tartışıyoruz.
Oysa mesele artık siyaset değil…
Mesele insan kalabilmek…
Şimdi kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Bir gün tarih bu günleri yazdığında, biz nerede duruyorduk?
Sessiz kalanların arasında mıydık, yoksa bir çocuğun gözyaşını silmeye çalışanlardan mı?
Belki dünyayı tek başımıza değiştiremeyiz.
Ama bir yetimin başını okşayabiliriz.
Bir sofrayı paylaşabiliriz.
Bir çocuğa “yalnız değilsin” diyebiliriz.
Çünkü bazen insanlık, büyük sözlerde değil; küçük merhametlerde saklıdır.
Ve inanıyorum ki…
Bir gün bu dünya, sustuğu her çığlık için kendi vicdanından utanacak.
Yorumlar
Kalan Karakter: